Kaybetme sanatının alıştırmalarını yaptığını söyledi, eğer kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi. Keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmenin, bugünü dün kaybettiklerine sızlanmakla ya da yarının muhtemel kayıplarından korkmakla mahvetmemenin, anda yaşamanın, sessiz ve uysal, çayır zambakları ve havada bir kuş gibi olmanın, zor zamanlar için kendini ısıtabileceği mutlu anlar toplamanın alıştırmalarını yapmıştı ve zor zamanların yaklaştığını da hissediyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dikkat etmemiz gereken bir noktada tercihin, hüsrandan kaçınmakla onu dönüştürmek arasında olmasıdır. Düşünme dönüştürmenin yoluysa, düşünme kapasitesine saldırı bir tür kaçınmadır; hayal gücünün başarısızlıkları hüsrana katlanmaya karşı bir isteksizlik anlamına gelir. Asıl felaket hüsrandan kaçınmaktır. Hüsrandan kaçınmak, fikir ve düşünce yardımıyla deneyimden bir şeyler öğrenmenin yerine alimi mutlaklık varsayımını koyar.
Öyküyü sevmedim ama kitabın sonunda yazmaya nasıl başladığını anlattığı bölüme bayıldım. Murakami’nin ilk kitabı olduğunu bilmeden okudum, oldukça yüzeysel bir hikayesi olduğu için ben de pek bir iz bırakmadı. Hikayenin ucu açık olduğu için kimi zaman ne okuduğumu anlamadan okudum, acaba ben mi farklı bir şey anlıyorum yazar neyi anlatmaya çalışıyor diye düşündüm zaman zaman. 29 yaşında ilk novellasını yazan biri için fena değil, iyi değil ama kötü de değil.