“Ufkunuzun neresi olacağını başkalarının kalemine bırakmayın. Siz çizin. Ancak elinizde bir kurşun kalem bulunsun. Gerektiğinde silip daha ilerisini çizebilmek için. Ve yelkenleriniz için rüzgar beklemeyin, bulutu ve rüzgarı da siz çizin.”
Dışarıdaki uğultuda yaşanan mağlubiyetlerin bütün hıncını, aynı sevinçlere, kederlere ve bir yastıkta aynı gecelere birlikte baş koydukları kadınlardan çıkarabiliyorlardı yenik babalar.
Kendilerini kendi odalarına ya da kentlerindeki beton tutsaklıklara kapatmış çocuklar, başka odalardaki, başka duygulardaki insanları anlayabilirler miydi?