“Beklemek çünkü, bir olmazı oldurmayı umanların safdilliğidir. Gelecekler zaten kalbinizi yormadan gelir. Bekletmek, gelmeyeceklerin işidir. Bu yüzden en çok gelmeyecek olanlar beklenir.”
“Bak, şöyle izah etmeye çalışayım; hayatla başa çıkma kanallarımız var bizim, Feribe. Travmatik deneyimlerde bu kanallar bazen kapanır ve çalışmaz. Ya da bazıları zarar verecek ölçüde yoğun çalışmaya başlar. Kısaca, denge bozulur. Misal, kişi her şeyi kendi içinde yaşayıp dışarıya güçlü görünmeye çalışır ve duygu kanalı çalışmayı bırakırsa, bir süre sonra beden kanalı devreye girer. Çarpıntılar başlar mesela. Panik atak dediğimiz şey, kabullenilmeyen acının kalp tarafından ifade edilmesidir aslında. Beden kişiye toparlanman lazım mesajı verir.”
Zaten aşk acısı çekenler, bazı hastalar söylendiği gibi kendi kendilerinin hekimleridir. Tek teselli ıstıraplarına sebep olan kişiden gelebileceği ve bu ıstırap o kişiden yayıldığı için sonunda bu ilacı ıstırapta bulurlar. Bu ilacı ıstırabın kendisi belirli bir noktada kendilerine sunar çünkü içlerinde evirip çevirdikçe bu ızdırap özlenen kişinin bir başka yanını gösterir onlara; bazen öyle iğrenç bir yanıdır ki bu onu bir daha görmek bile istemezler çünkü ondan hoşlanabilmek için acı çekmeleri gereklidir…
Sevdiğinin gözünde böyle gözyaşı görmemiş olanlar, insanın kalbi minnettarlık ve çekingenlikle titrerken dünyada ne denli mutlulukların olabileceğinden habersizdirler.