Koca insan türünün bir şey yapmadıklarında öne sürdükleri temel bahane zamanlarının olmamasıydı. Aslında zamanları olduğunu anladığınız ana kadar gayet makul bir gerekçe gibi geliyordu bu kulağa. Tamam, sonsuzluk yoktu önlerinde, ama yarın vardı. Ve ertesi gün. Ve ondan sonraki gün.
İnsan olmanın olayı aşk aslında, ama bunu anlamıyorlar. Anlasalar aşk yok olurdu.
Tek bildiğim aşkın korkutucu olduğu. İnsanlar da deli gibi korkuyor zaten, televizyondaki yarışma programları bu yüzden var. Kafaları dağılsın, aşktan başka şeyler düşünsünler diye.
Aşk korkunç çünkü sizi müthiş bir güçle içine çekiyor, dışarı dan küçücük görünen, ama içeride mantığınızı alıp götüren dev kütleli bir karadelik gibi. Kendinizi kaybediyorsunuz, benim kaybettiğim gibi, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi.
Aşk aptalca şeyler yaptırıyor size, aklınıza meydan okuyor durmadan. Huzuru değil acıyı, sonsuzluğu değil faniliği, evinizi değil bu tuhaf gezegeni seçiyorsunuz.
Duygulara takıntılı olmak ve fazla yatırım yapmak bizi şu basit nedenle hayal kırıklığına uğratır: Duygular kalıcı değildir. Bugün bizi mutlu eden yarın mutlu etmeyecektir çünkü biyolojimizin her zaman daha fazlasına ihtiyacı vardır. Mutluluğa takmış olmak kaçınılmaz olarak "başka bir şeyi" aramakla sonuçlanacaktır, yeni bir ev, yeni ilişki, bir çocuk daha, bir terfi daha. Ne kadar ter dökmüş olsak da, başladığımız yerdeki gibi hissederek bitiririz: yetersiz.