Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum . Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.
Kadınlar, kendi içlerindeki cinsiyetçiliği ele alıp dönüştürmeye çalışmadan feminist politikanın bayrağını taşıdıkları sürece, hareketin altı oyulmaya devam edecektir.
1970'lerin ortası gibi erken bir tarihte Diana Press, Class and Feminism ( Sınıf ve Feminizm) başlıklı derlemesinde...
...Mücadelede kız kardeş olabilmek için önce biz kadınların, diğer kadınları( cinsiyet, sınıf ve ırk farklılıkları dolayımıyla) nasıl baskı altına alıp sömürdüğümüzle yüzleşmemiz gerekiyor.
Onlar ne Tanrı' nın yasalarını anlar ne hakiki dinin gerçek niyetini kavrayabilir ne de günahkârla bir masumu birbirinden ayırt edebilirler. Sırlarına aldırmadan nesnelerin sadece yüzeyine bakarlar. Yargıları cehalettendir, kör adaletleriyle suçluyu iyi, masumu kötü yaparak eşitlerler. İnsanları bu şekilde suçlayanlara ve yargılananlara yazıklar olsun...