Film Stockholm'de, Sveavagen'deki Rialto Sineması'nda Gökboet adıyla oynamıştı ve ben filmi iki kez üst üste görmüştüm. Akıl hastanesinde isyan başlatan ve otoriteye karşı
çıkan adam rolünde Jack Nicholson eşsizdi. Belki de en iyi perf ormansıydı bu. Filmin sonunda Kızılderili arkadaşı ona büyük bir iyilik yapıyor ve yüzüne yastık bastırarak öldürüyordu
onu. Çünkü beynine verilen elektroşoklardan sonra bir bitkiye dönüşmüştü. Yaşaması mümkün dekildi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çok hoş bir insandır annem. Arkadaşları gibi o da her olayı mutfak zamanlamasına göre anlatır: "Tam fasulyemi ayıklayıp soğanımı soymayı bitirmiştim, tencereye koyacaktım ki sokaktan bir gürültü geldikini duydum. " O sırada, iki kişinin ölümüyle biten bir trafik kazasından söz etmektedir ama sizin bunu anlamanız biraz zaman alır. "Sabah kalktım. Geceden ıslattığım barbunyayı süzeyim de kara suyu çıksın, diye mutf ağa gidiyordum ki tam o sırada askerler koşarak bizim sokağa daldı. " Annemin arkadaşları da böyle konuşur. Eminim insanoğlunun aya ilk olarak ayak bastığı saniyeyi bile, tencerede soğan öldürmeyle birleştirerek anlatır bunlar.Ve ya ptıkları yemekten birinci tekil kişi mülkiyetiyle söz açarlar: Etim, fasulyem, barbunyam, soğanım,pırasam, kıymam,böreğim ...
Akdenizlilerin onca sevdiği sarmısak burada neredeyse tabuydu. Sarmısak kokan birine tahammül edemiyordu İsveçliler. Genellikle Türklerin oturduğu Rinkeby Mahallesi'ne giden metroya bu yüzden "Sarmısak Treni" adını takmışlardı. Çünkü işçilerin çoğundan sarmısak kokusu yükseliyordu.