Bazı kitaplar vardır okuyup bitirdikten sonra o kitabı çok beğenirsiniz ama o kitaplar da sizi etkisi altına o kadar kuvvetli alır ki sizin başka bir kitabı beğenmenizi adeta engeller, her yeni bir kitabın konusuna bakınca, sayfalarını açıp kokusunu içinize çekince ve kitaba başladığınızda size sürekli kendini hatırlatır ve bunlarla beraber de okuduğunuz kitabı bitirince daha çok aklınıza girer ve “hadi kabul et, benim kadar güzel değildi” der, işte bu dediklerime örnek verebileceğim ve okura doyumsuz bir kitap 1Q84. Eminim ki bundan sonra okuyacağım ve okuduğum tüm kitaplarda 1Q84 kendisini bana hatırlatacak ve bana verdiği zevki, tarifinin yapılmasının zor olduğu o güzel duyguları hissettirecek.
1Q84 bana göre kesinlikle son yüzyılın kitapları arasında yer edinmesi gereken bir kitap diyebilirim ve son yılların tartışmasız en büyük edebiyat olayı 1Q84’tür ve bana göre tartışmasız bir şekilde Murakami de yaşadığımız yüzyılın en büyük yazarlarından biridir, özellikle de son 2 senedir Nobel’i kazanmasını bekliyorum ve bir türlü beklentim gerçeğe de dönüşemedi. Bu yıl kazanır mı ya da bu yıl içinde bir acil çıkıştan çıkıp başka bir yılda, başka bir diyarda Murakami kazanabilir mi daha çok merak ediyorum.
Kitap kimine göre 1Q84 yılında geçiyor kimine göre Kediler Şehri’nde geçiyor ama aslında o kimileri Kediler Şehri’nin 1Q84 yılına ait bir şehir olduğunu bilmiyor, kitap anlaşılacağı üzere ismini Kara Dörtleme’nin bana göre en güzel kitabı dediğim George Orwell’ın 1984 isimli kitabından alıyor, alıyor almasına ama 1984’e de sadece ilk başlarda kısa kısa göndermeler yapıyor yani birçok arkadaşın tahmin yürüttüğü üzere aralarında sağlam bir bağ yok. Roman içinde 1256 sayfa boyunca bir romanda olması gereken ve bulmak isteyeceğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz, romantizm,
Üst-orta tabaka(evet var öyle kat kat)kadınlarının yaşamlarını ana karakterin yaşamına giren kişiler yoluyla anlatmış yazar. Bana biraz abartılı gelen kareler olmadı değil lakin vardır böyle şeyler bilemiyorum. Karakterlerin bazılarını yakın çevresinden seçtiğini düşündürdü bana. Bazı ayrıntılarını da kendi yaşamından eklediğine inanıyorum (yazara karşı bi takıntım var itiraf ediyorum :)).
Kadını, kadına, kadınla anlatmış Mungan ancak çok fazla kadın şöyle, kadın böyle, kadın, kadın, kadın demiş. Tek eleştirim de bu.