Öncelikle herkesin kitap hakkında bildiği konuları geçiyor ve düşünceleri paylaşmaya başlıyorum:
Ara ara kitabımızda ilahi bakış açısı ara ara kahraman bakış açısı kullanılmış. Bence ikiside son derece yerinde. Kitab şiirsel bir dil ile sizi etkilemeye çakışmıyor ya da betimlemelerle kendine hayran bırakmaya, oldukça sade ve anlaşılır bir dili var ama buna dayanarak güçsüz ve anlamsız bir kitap demek çok yanlış olur. Olaylar mükemmel bir hızda işleniyor sıkılacağınızı hiç sanmam. Bence yazarımızın asıl yapmak istediği o kafeye sizi davet etmek. Sizin o kafede bulunmanızı, olaylar sırasında orada olmanızı istiyor. O masalardan birine oturmanızı o karakterlerle arkadaş olmanızı… bunu da çok iyi başarıyor zaten. Karakterler o kadar güzel işlenmiş ki gereksiz hiç bir şey yok. kişilikleri hikayenin içerisine çok iyi bir şekilde yedirilmiş adeta bir puzzle gibi birleştikçe daha güzel görüntü ortaya çıkıyor ve daha çok heyecanlandırıyor. İlk başlarda isimleri karıştırabilirsiniz ki bende yaşadım, sayfalarda geri dönüp benimde kim kimdi ya diye bakmışlığım oldu ama bir kaç sayfa sonra karakterlere çok alışıyorsunuz çok tanıdık geliyorlar size. Bu arada en şaşırdığım şey ana karakterimiz yok yani aslında ana karakterimiz bir insan figürü değil, bir kafe. Dediğim gibi kitap size felsefe parçalanmıyor ama tabikide bir şeyler kapabilirsiniz. Bu kitabı okuduğumda bana oldukça gerçekçi geldi çünkü her şey aslında normalde olanla temellendirilmiş gibiydi. Ne kadar zaman yolculuğu absürt gelsede kulağa gerçekten olağanla çok örtüşüyordu. Beni daha iyi anlamanız için şöyle düşünmenizi tavsiye ediyorum; bir gününüzü düşünün, belki izin belki sıradan bir gün yine aynı saatinizde aynı şeyleri yaptıktan sonra kahvenizi yapıyorsunuz, kendinizi şımartmak için belkide. Aynı yerde aynı kahveyi