Bana distopya dışında bir şeyler okutabilen çok az yazar var. Onlardan biri de keşfedilmemiş bir hazine olduğunu düşündüğüm Oktay Volkan Alkaya. İlk kitabı bir distopyaydı zaten bu şekilde tanıştım kalemiyle ve kesinlikle yerli distopyanın ilk ve güzel örneğiydi. Sonrasında farklı türlerde yazdı. Bu kitabı da bana aslında uzak bir tür ancak o kadar güzel bir kitap ki bayılarak okumamak elde değil. Öncelikle kitabın ne kadar dolu dolu olduğundan bahsetmek istiyorum:
-Hayvan sevgisi
-Hayvanlara uygulanan şiddet
-Kadına karşı şiddet
-Toplumsal sorunlar
-Ekonomik sorunlar
-İşsizlik
-Vefasızlık
-Psikolog Hasta ilişkileri...
ve benim için belki de en can alıcı yeri DMD hastalarının, ailelerinin karşılaştığı korkunç son. Benim kuzenim DMD'den öldüğünde henüz o 12 ben 13 yaşımızdaydık. Kardeş gibi büyüdüğüm biri gözlerimin önünde kaybolup gitti. Ve bütün karamsarlığım bütün travmalarım, distopyalara olan merakımın temelinde de işte aslında bu olayla başladı. Yazar beni öyle can evimden vurdu ki... Kitapta 3 tane ana karakter var aslında biri psikolog bir anne, diğeri psikolojik sorunları olan bir genç ve bir de kedi. Psikolog anne, çocuğunu DMD yüzünden kaybetmiş ve kaosa sürüklenmiş. DMD yüzünden ölen Cem, bana kuzenimi o kadar anımsattı ki... Yazar ya gerçekten DMD ile yüzleşen bir aileyi çok yakından gözlemlemiş ya da bizzat yaşamış bilmiyorum. Tüm sorunları, tüm sıkıntıları, ailelerin neler hissettiğini hissedebileceğini... Her şeyi yazmış. Kitabın o kısımları beni resmen bıçakla doğrar gibi doğradı.
Bunun dışında muhteşem bir edebi bir dil var kitapta. Basit ama çok zevice kurgulanmış bir öykü var. Kitaptan alıntı yapmaya elim gitmedi çünkü hala daha kuzenimin ölümü gözlerimin önüne geliyor. Sanki yazar yıllar önce bizi tanıyormuş ve bizi uzaktan gözlemlemiş gibi