Metehan selçuk

Metehan selçuk
@Ditenze
Buralarda vakit geçiren yeni bir tür yazar.
… Bir şafaktan bir şafağa Bir akşamdan bir akşama Merhaba demeden daha Bu gitmeler gitmek değil … Eğil salkım söğüt eğil Bu benimki sevda değil Eğil yağmur rüzgar eğil Bu benimki sevda değil
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mesele apaçık, insan kendisi için, kendi rahatı için, hatta kendni ölümden kurtarmak söz konusu olsa bile, yine kendisini satmaz!.. Âmâ bir başkası için olursa, bak işte o zaman satar!.. Sevdiği,taptığı bir insan için satar!.. İşte, işin bütün sırrı burada... Kardeşi için, annesi için kendini satar! Her şeyi satar!.. Oh! Biz burada sırası gelince, vicdanımızın sesini boğar, özgürlüğümüzü, rahatımızı, hatta vicdanımızı, her şeyimizi, her şeyimizi pazara çıkarırız! Sevdiğimiz varsın mutlu olsun da, ne çıkar, varsın hayatımız mahvolsun!.. Üstelik de, Cizvitlerden öğrenilmiş, kendimize özgü birtakım yargılar uydurur, galiba geçici bir zaman için kendimizi yatıştırır, amaca ulaşmak için gerçekten böyle davranmak gerektiğine kendimizi inandırırız. İşte biz böyleyiz ve her şey gün gibi apaçık!
Biz, yasak meyvenin hırsızlarıyız. Kendini büyük sanan ama içinde bir aşağılık duygusu taşıyan varlıklarız. İçimizde kötülük de var, vicdan da… merhamet de. Ama insan olmanın tuhaf tarafı şu: Biz bunları herkese vermiyoruz. Kime vereceğimizi seçiyoruz. Biri o merhametin, o sadakatin kıymetini bilirse orada güzel bir muhabbet doğuyor. İki insanın arasında sessiz bir bağ kuruluyor. Ama bilmezse… orası çatışmaya dönüşüyor. Bazen hayvanlara bakıyorum. Onlarda o hesap yok. Bir kap mama, bir tutam şefkat… Ve sana dünyaları verecek kadar gerçek bir sevgi. Tanrı bizi kovmayacaktı da kimi kovacaktı ki zaten cennetinden? Yine de o kadar yüce, o kadar merhametli ki bize kendimizi kanıtlayacağımız bir dünya verdi. Ama biz… En aşağılık yönlerimizi yine gün yüzüne çıkardık. Sevgiyi aşk diye sunduk ve aylar sonra vazgeçtik birbirimizden. İtibar etmedik verdiğimiz sözlere. “Seviyorum” dedik
“Gemiler!” diye bağırdı nöbetçi. Panikle Uruz’un yanına koştu. Nefesi kesilmişti, sesi titriyordu. “Gemiler, efendim!” Uruz başını kaldırdı. Nöbetçinin yüzündeki korkuyu görünce kaşlarını hafifçe çattı. Omzuna elini koydu. “Sakin ol. Önce nefes al.” Nöbetçi birkaç kez derin nefes aldı. Göğsü inip kalkıyordu. “Efendim…” dedi sonunda. “Geçen gün falezlerde oluşan göçüğün içinden… gemiler çıkıyor.” Uruz’un bakışları sertleşti. “Nasıl yani?” “Kayaların arasından… sanki denizin içindeki bir kapı açılmış gibi. Önce bir gemi çıktı. Sonra bir tane daha. Ardından bir tane daha…” Bir an durdu. Yutkundu. “Ben altı gemi saydım, efendim. Ama hâlâ geliyorlar. Ardının gelmeyeceği gibi de görünmüyor.” Uruz yavaşça denize doğru döndü. Falezlerin karanlık yarığı, uzaktan bakıldığında dev bir ağzı andırıyordu. O ağzın içinden, birer birer gemiler doğuyordu. Ve deniz, sanki içindeki gizli bir orduyu kusuyordu.

Metehan selçuk

, bir kitap okudu
Puan vermedi·96 syf.·
25 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 23:19
·
2026 1. kitabı
Jacques Cazotte
7.1/10 · 2.214 okunma