İnsanlar pat diye ölüyorlar. Bir anda ölüveriyorlar. İnsan yaşamı senin sandığından daha hassas bir şey. Bu yüzden de insan her zaman içinde pişmanlık kalmayacak şekilde davranmalı ötekine. Adilce, olabildiğince dürüstçe. Buna gayret etmediği halde birisi öldüğünde ağlayıp pişmanlık duyan insanları ben sevmiyorum.
Müzik dinleyerek Tokyo caddelerinde dolaştık. Biz bunu yaparken hava daha da kirlendi, ozon tabakasındaki delik daha da genişledi, gürültü daha da arttı, insanların sinirleri daha da bozuldu ve yeraltı kaynakları daha da azaldı.
Herkes kendince istediği şeyleri yese ne olur sanki? Öyle değil mi? Neden birileri diğerlerine lezzetli yemekler yapan restoranları öğretmek zorunda olsun? Neden mönüde neyi seçeceklerine varıncaya kadar onlara söylenmesini beklerler? Ve tanıttığım yer ünlenince artık yemeklerinin tadı da gitgide bozulur, hizmet kalitesi düşer. Onda dokuzu ya da sekizinde olur bu. Arz-talep dengesi bozulduğundan. İşte biz bunu yapmış oluruz. Bir şey keşfettik mi onun kalitesinin giderek düşeceğini garanti etmiş oluruz. Bembeyaz bir şey bulunca onu kirletiriz. İnsanlar buna bilgi diyor. Yaşam alanının bir ucundan ötekine, hiç boşluk bırakmadan bu kirliliğin yayılmasınaysa bilginin damıtılması diyoruz.
Benim yaşamım benimdir, senin yaşamın da senin. Ne istediğini bilirsen, istediğin şekilde yaşayabilirsin. İnsanlar ne derse desin. Karşı çıkanları sürüngenler yesin.