Hıristiyan onların dilinde insan demektir. Onların ağzından sık sık duyduğum bu söz belki aşağılık duygusunun acı belirtisiydi sadece. Biz Hıristiyan değiliz, biz insan değiliz; insan diye değil, hayvan diye bakarlar bize, birer yük hayvanı gibi. Hayvandan da aşağı sayılırız, ecinnilerden bile aşağı, çünkü onlar, melekçe olsun, şeytanca olsun kendi hayatlarını yaşarlar; bizse ufkumuzun ardındaki Hıristiyan dünyasının baskısı, üstünlüğü altında ezilmişiz. Ama bütün sembolik deyimler gibi bu sözün de kelime anlamı daha derine gider: İsa gerçekten Eboli'ye uğramamıştır. Orada yol da, tren de Salerno kıyısının ve denizi bırakıp Lucania'nın ıssız topraklarına gömülür gider. Buraya hiçbir zaman ne İsa gelmiştir, ne zaman, ne ruh meselesi, ne umut, ne sebep netice ilişkisi, ne akıl, ne tarih. İsa gelmediği gibi Romalılar da gelmedi buraya: Onlar da yalnız büyük yollardan gidiyor, dağların, ormanların içerlerine girmiyorlardı. Yunanlılarsa Akdeniz'de kalmışlardı. Batının korkusuz öncülerinden hiçbiri buraya ne akıp giden zaman duygusunu, ne devletleşen din kavramını, kendi kendini besleyen o tükenmez insanlık çabalarını getirememiş. Buraya her gelen yalnız, fatihçe, düşmanca ya da anlayışsız gelmiş. Mevsimler köylülerin çalışmaları üstünden, İsa'dan üç bin yıl önce nasıl geçmişse bugün de öyle geçer. Bu inadım inat yoksulluğa ne tanrılardan, ne insanlardan hiçbir haber ulaşmamıştır. Bizim konuştuğumuz bir başka dil; burada sökmüyor bizim dilimiz, anlaşılmı-yor. Büyük gezginler kendi dünyalarından öteye gidememişler. Kendi ruhlarının dolambaçlarında, iyilik kötülük, günah sevap yollarında dolaşmışlar. İsa Yahudi ahlakının yeraltı cehennemine gitmiş, bu cehennemin dünya kapılarını kapayıp Tanrı adına mühürlemiş.
Ama bu günahsız sevapsız karanlık dünyada kötülük bir ahlak olayı