Kitabın içeriğinden ve karakterlerinden söz etmeyeceğim. Zira bu eserin konusundan çok kullanılan teknik (bilinç akışı) önem arz ediyor.
Ben sadece Modern edebiyat konusunda oldukça acemi bir okur olarak, Mrs.Dalloway'i ve bilinç akışı tekniği kullanılmış diğer eserleri uzaktan seyreden okurlara kendi deneyimlerimden bahsedeceğim.
Kitap okumaya siyasi mevzular nedeniyle başlamış(ülkemizdeki pek çok okur gibi), geçmişte Rus klasikleri ve sosyalist gerçekçi romanlar dışında edebiyatla bağ kuramamış biri olarak yazıyorum.
Bazı kitaplar beğeniyle, heyecanla, tutkuyla değil emekle ve çabayla okunuyor.
Felsefe kitapları gibi.
Mrs.Dalloway de Woolf'un bilinç akışı tekniğini kullanması nedeniyle emek vererek okunabilecek bir eser.
Peki şu bilinç akışı ne menem bir şey?
Ya da ben ne anladım?
Başlıyorum..........
-Konuştuklarıyla birlikte kahramanın zihninden geçenler -yani sese dönüşmeyen cümleler- eş zamanlı olarak okuyucuya aktarılıyor.
-kahramanın zihninden geçen sorulara aynı zihnin diğer parçası yani öteki benlik cevap veriyor. İç hesaplaşmalarımızdaki o bilmiş, ukala taraf.
-Bazen işler daha da karışıyor; yaşanan bir olayla ilgili kahramanımız sorgulamaya başlıyor , ona zihnindeki öteki benlik cevap veriyor ve aynı anda, aynı zihinde başka bir kahramanın sorgulanan konuyla ilgili bilindik tepkileri -"Ali olsa kesin şöyle derdi.'' Gibi- satırlara dönüşüyor.Aynı zihinin içinde 3 ayrı bilincin fikir beyan etmesi.(gelde çıldırma)
Her ne kadar kitapta tanrı anlatıcı kullanılmış olsada zaman, mekan ve olay önemsiz hale getirilmiş.
Esas olarak karakterlerin zihinlerindeki cümleler durmaksızın, soyut dalgalar halinde önce gözümüze ardından beynimize çarpıp duruyor.
Böylece klasiklerdeki netlik ve anlaşılırlık kayboluyor, flulaşıyor.
Bütün bunlar: 'su gibi akıp gitti'