GEÇMİŞ ZAMAN
Anamın sancısı öğlen azığından sonra tutmuş. Tam böğrünün alt tarafında keskin bir sancı. Herkesten habersiz bir destenin dibinde gün batımına doğru doğmuşum. Anam mor çiçekli fistanından yırtmış kundağımı. Mor çiçekleri sevmem ondan sanırım. Göbeğimi güneşte yaldır yaldır ışıldayan kara saplı kayseri işi bıçak ile kesmişler. Kara, iri gözlerimle donuk ve anlamsız hiç bir şey görmeden bakmışım anama. Eşimi destenin dibine, bakır rengi toprağı orağın ucu ile çukur açarak gömmüşler.
Babama alacakargalar vermiş muştumu. Kırk gün kalmış doya doya anam yanımda. Ebem temenna vererek kırk defa yumuş kırkımı çıkarırken. Kırık gün sonra kaldığı yerden devam etmiş ekin biçmeye. Göğüsleri kanamış emziremediği zaman. Beşiğimde beklemişim anamı çatal dilli yılanlarla. Bektaşi masalları ile uyutmuşum katran ağulu yılanları. Anam göğsünü kalaylı tasa sağıp çağılın dibine keklik yavruları içsin diye bırakmış sütünü. Ben Reçber çocuğuyum, çoğu zaman toprak olmuş oyuncağım. Ağlayarak kovmuşum korkularımı. Eşik arasından esen acı poyrazın ninnisinde her karakış, her zemheride ölümü beklemişim. Gökyüzünden eksilmezmiş alıcı kuşlar, belki ölürüm diye.
Sol kulağıma Bismişah diyerek salavat vererek adımı söylemiş babam. Gücüm kuvvetim yerinde olsun, adalet kantarım şaşmasın diye adımı Şah-ı Merdan Ali’nin adını koymuş.
Kundakta olmuşum sünnetimi. Daha adımı bile diyemezken, İkrar verip Musa emmim kirvem olmuşuz. Cırcır böcekleri karıncaları kandırmış düşlerimde. Kabil’in ikizi Aklima’dan güzel Zahide’ye vurulmuşum beş yaşında.
Aklım yettiğinde damda âşık oynadık babamla okula başladığım sene. Sekiz yaşında anam bağladı yeşil kuşağı belime babamın yanında Cem’e girip, dara durdum eli değnekli gözcünün gölgesinde. El pençe divan durup görgü gördüm kolu komşu dost akraba