Gurur ve Önyargı, dışarıdan bakınca dönemin kibar salonlarında geçen bir aşk hikayesi gibi görünüyor. Ama okudukça anlıyorsun ki asıl mesele gururla önyargı arasında sıkışan iki insan ve onların birbirini görmeyi öğrenmesi.
Elizabeth’i çok sevdim. Zeki, keskin dilli, kimsenin önünde eğilmeyen biri. Onun suskun kalmayışı, yanlış bildiği şeyin karşısında bile dik duruşu çok cesurcaydı. Darcy ise ilk bakışta soğuk ve kibirli geliyor. Ama sayfalar ilerledikçe anlıyorsun ki onun sessizliği gururdan değil, kendine güvensizlikten ve yanlış anlaşılmaktan korkmaktan geliyor.
İkisi karşıya geldiğinde havada bir elektrik oluyor. Atışmaları, birbirine söyledikleriyle söyleyemedikleri arasında gidip gelen o gerilim… İşte kitabı bırakamamın sebebi buydu. Çünkü Austen aşkı pembe balonlarla değil, gurur kırılınca, önyargı yıkılınca ortaya çıkan gerçek bir yakınlaşmayla anlatıyor.
Okurken hem Elizabeth’e kızdım hem hak verdim. Darcy’ye sinirlendim, sonra anladım. Ve sonunda ikisi birbirini gördüğünde, sanki ben de bir yükten kurtulmuş gibi rahatladım.
Dil zarif, mizah ince, duygular gerçek. Bitirdiğimde içimde sıcak, biraz hüzünlü ama çok tatlı bir his kaldı.
(Filmini de izledim. Başrollerin uyumu ekrana yansımış, izlemesi keyifliydi. Ama kitaptaki o sessiz bakışmaların, yarım kalan cümlelerin yerini hiçbir şey tutmuyor.)
Eğer kalbine dokunan, insanı hem güldüren hem düşündüren bir klasik arıyorsan, Gur ve Önyargı tam sana göre. Ben çok sevdim.