Her şeyden önce babam yaşamak istiyordu... ve yaşadı da. Belki de "yaşamdaki şey"den yararlanması için çok vakti olmadığını sezmişti: kırk iki yaşında öldü.
Mecnun ah edip inleyerek derdi ki:
"Şimdiden sonra artık bana vuslat kapısı kapanıp hicran yolu göründü. Sevgili nazenin yüzünü göstermeyip başına ayrılık falını bürüyüp, rahat günlerim mihnet ve gamlı olup, mahzun gönlüm cananımın harabesiyle, gamla doldum. Ayrılık kuşları başıma konup yerini buldu. Günden güne gördüğüm mihnet derdinden üzüldü. Namım sevgililer defterine yazıldı. Artık yine de düşman sevgisinden, dostlar gamından geçip tamamen delirmeye karar verdim. Âlem halkı ne derse desin."
Gökyüzüne bakın. Kendinize sorun: 'Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?' Bakın her şey nasıl da değişiyor...
Ve bunun neden bu kadar önemli olduğunu büyükler asla anlayamaz...