Nasıl oluyor da, birlikte ve bir daha dönmemek üzere dünyadan bu denli uzağa fırlatılmış olarak, harika uyuşukluğumuzun bize kattığı kısa aralarda, eski düşüncenin ve bitip tükenmeyen hayatın dumanı hâlâ tüten harabelerin üstünden, inanılmaz derecede birbirine denk düşen birkaç görüş değiş tokuş etmiş olabiliyoruz?
Sonunda iyi kötü bir yol çizecekler elbet, ama bu yolun üzerinde izleyemeyenlerin zincirlerini kırma ya da kırmalarına yardım etme çaresinin ortaya çıkıp çıkmayacağını kim bilebilir?
... en küçüğünden en büyüğüne tesadüflerin insafına kalmış olduğu; hakkında kafamda oluşmuş harcıâlem fikre başkaldırarak beni âdeta yasak bir dünyaya, ani benzetmelerin, taş kesiltici rastlantıların, her türlü zihin atılımının önüne geçen reflekslerin, piyonodaki gibi saptanmış akortların, diğerlerinden daha hızlı gördürecek- ama gerçekten görmeyi sağlayacak- şimşeklerin dünyasına soktuğu ölçüde...
Dünyanın dengesinin şaştığı çocukların ve gençlerin sürekli hastalıklarla boğuşup yaşlılarınsa uzun ve sağlıklı yaşamlarının olduğu bir hayat. Öyle bir hayat ki ülkenin dışına bile adımını atmamış bu yeni nesil ne acı kavramından ne de başka bir yerde olan insanların farklı diller konuşup varolduklarından bihaberler. Ülkedeki yasakların başında ise farklı ülkelerin adını anmak, kendi kültürlerinde bulunmayan herhangi bir şey hakkında konuşmak...Torunun çocuğuna bakmakla yükümlü bir büyükbabanın yemek bile yerken acı çeken torununu gördükçe yüreğinin parçalanışını, kendisinin uzun ve sağlıklı bir hayatı varken onun daha 15 yaşındayken saçlarının bembeyaz olduğunu görmenin verdiği büyük üzüntüyü yazarın muazzam güzel anlatımıyla okumanızı tavsiye ederim.