«Heyet-i Vekile bize, giderken bir toplantıda avuç içi kadar bir kâğıda sığan bir talimat verdi. Mustafâ Kemâl, İsmet ile beni bir tarafa çekti, dedi ki: «Esâslarımız budur. Baktınız ki, hattâ Trakya'yı alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar, uğraşmayın, terk edip barışı yapın, hattâ gerekirse, İstanbul'dan da vazgeçmek lâzımdır. Musul için hiç uğraşmayın!» Mustafâ Kemâl'in de şifaî direktifi bu. Herife hayret ettim. Trakya ile İstanbul'un bize terki meselesi olmuş bitmiş bir mesele hâlindeydi. Bu adamın fikri neydi?..»
«Bu adamın gâyet iyi bir ölçüsüdür. Her sahtekârlığı yaptığını, her iyi şeyi çalıp kendine mâlettiğini ve hiç de utanmadığını gösterir. Her işte böyledir.»
«Kendinin bu sözlerine göre, demek Osmanlı İmparatorluğunu yıkan da, yeni bir Türkiye devleti doğurtan da, Teşkilât-ı Esâsiyye Kânûnu ile hükümdârlık hukûkunun millete ait olduğunu tesbît eden de Rızâ Nûr'dur.»