«Baktım ki, zeki aklı başında, ağırbaşlı, mâlûmatlı bir adam da... Abaza'dır ama, Azîz'e bende hâlâ devâm eden bir muhabbet ve hürmet hasıl oldu. Her Çerkez ve Abaza, hattâ Arnavut, vs... Azîz gibi olsaydı, mutlâka ecnebî unsur karşısında olmazdım. Ne yapayım ki, bu ayrı.»
«Türk'ü aşağılatmak, Çerkez'i yükseltmez ki. Çerkez'in yüksekliği, aşağılığı kendisine bağlı. Sonra haksız insân. Eğer bu istiklâlleri için ise, bizden ne istiyor? Gitsinler, Ruslardan istesinler. Sonra ahlâksız adam ekmek yediği yere hıyanet ediyor. Bir insân birinin hizmetini kabûl ederse, namuslu insânsa, yakışan o görevi dosdoğru ifa etmektir. Yok eğer o milleti âdi görürse memûriyetini kabûl etmez. O vakit istediğni yapmakta ve demekte serbesttir. Hem memûriyeti kabûl ediyorlar, kabûl değil, el etek öperek alıyorlar, hem de nimetini yedikleri millet ve devlete hakaret ediyorlar. İnsân bunu yapamaz. Utanır. Elâlem insâna bu kadının dediğini söyler. Bunlar utanmıyor.»
«Cânım bu Çerkezlerin azgınlığı nedir? Türk bunların kıçlarına kazık mı sokuyor? Köylü Çerkez böyle değil. Okullarımızda yetiştirdiğimiz, memûr, zabit yaptığımız, mevkilere çıkardığımız herif bunu yapıyor.»
«Tahsin Çerkez diye kadınla görüşmüş, ona izzet ve ikrâm etmiş. Bir gün de Çerkezleri methederken şunları söylemiş:
«Biz Çerkezler, asil, necip, büyük bir milletiz. Meselâ, işte Çerkezle Türk! Çerkez karılarını çarşafla kapatmaz. Türk hayvân gibi çuvala kor. İşte bu hâl Çerkezliğin büyüklüğünü gösterir. Türk çok aşağı bir millettir. Hepsi vahşidir, çingenedir...»»
«Kadın ona iyi yanıt vermiş. «Dediğini kabûl ettim fakat, sen böyle âdi bir milletin memûrluğunu kabûl edip kendini niye küçük düşürüyorsun? Bunların ekmeğini nasıl kabûl ediyorsun?» demiş. Bu yanıt cidden yerinde. Tahsin buna yanıt bulamamış.»