Bir insan bu kadar çok okuyup da hala nasıl bir fikre körü körüne bağlı kalabilir? Kendi atlatamadığı travmalarının şekillendirdiği fikirlerini "Bu kesinlikle böyledir." diye okuyucuya sunabilir? Otoriteyi ve hiyerarşiyi fazla olumsuzlaştırma, kendine hiç bir hata payı bırakmama var bu kitapta. Okurken içimde bişeyler tetiklendi. Bazı fikirlerinden faydalansam da anlatış biçimi yoğun, çok asi, objektif değil. Kendi bakış açısıyla, ama fazla sert fazla kesin bir bakış açısı. Kendi değerleri oturmuş okurlar bu farkı anlayabilir ve fikirlerini zihin süzgecinden geçirebilir. Ama kolay etkilenen zihinleri olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum. Anlatım şekli de akıcı sayılır. Fakat yazarın, belki de kitap daha edebi hale gelsin diye sık sık kullandığı devrik cümleler, bazı yerlerde akıcılığı sekteye uğratmış. Kitabın neredeyse her sayfasına küçük çerçeve içerisinde iliştirilmiş notların da bulunulan sayfayla bir ilişkisi yok. Önceki sayfalarda bahsedilenlerin tekrarı. Çerçeve içerisindekini okuyayım derken metinle bağlantın kopuyor yine. Ayrıca depresyon, yazarın karakterinin bir parçası olmuş gibi, çok benimsemiş sanki. Ki bunu sık sık dile getiriyor. Hala atlatamadığını söylüyor. Sanki depresyonunuzla savaşmayın, onu kabullenin der gibi hissettiriyor. Ve "Vay be, ağır depresyonuna rağmen bu kadın neler neler başarmış." dedirtiyor. Bunun sebebini de şöyle görüyorum: "Depresyonu ve travmaları yazarlığını besliyor. Bundan dolayı bırakamıyor belki, iyice sahipleniyor. Her ne kadar bundan memnun olmadığını yazsa da. Ayrıca Alice Miller ın fikirlerini çok olumlu bulduğundan bahsetmiş ki Alice Miller ı da fazla sert buluyorum. Bunca olumsuz eleştirime rağmen çok dolu bir kitap olduğunu söylemeliyim. Ama zihin süzgecinden geçirerek okunmalı. Son olarak benim fikrim, "Hiyerarşik güç,