Van Gogh açık havada, rüyalarındaki Japonya'ya benzeyen Güney Fransa'daki yaşam hayaline sımsıkı tutulabildi. Theo'ya 21 Eylül'de, "Burada doğaya yakın yaşayarak, gitgide bir Japon ressamın yaşam biçimine sahip oluyorum" diye yazdı.
Bu kadar kitap okumak ona tabiata aykırı bir işkence geliyordu. "Bunca kağıt, vakit, mürekkep harcanarak doldurulan bu yapraklar ne işe yarayacak? Bütün bu ders kitaplarından ne çıkacak? Ne diye altı yedi yıl bir yere kapanıp programlar, azarlar, dersler içinde didinmeli? Ne diye koşmaktan, oynamaktan eğlenmekten zorla kendini yoksun etmeli? Bunun sonu yok ki... Ne zaman yaşayacağım ben? Bunlardan çoğu hayatta hiçbir işe yaramayacak. Çiftlikte iktisadın, cebirin, geometrinin bana ne yararı olacak?"
Tarih ona yalnızca insanlığın ne kadar zavallı olduğunu öğretmişti: Bir dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu. Sonra bütün gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor; artık tarihin kendisi de rahata erecek, diyorsunuz. Nerde? Tekrar işler bozuluyor; her şeyin altı üstüne geliyor; insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya başlıyordu... Güzel günler bir türlü sürmüyor; hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.