İnsanoğlunun yaratılışının gereğidir; İnsan kendi mutluluğundan yalnız kendinin haberdar olmasıyla kanaat etmez, herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bu insan esasında mutlu değilse bile, etrafa kendi mutluluğunu inandırmak için hilekarlığa ve yalancılığa bile düşer.
İnsan hakkında konuşmak, yazmak kimi zaman çok kolay kimi zaman ise zordur.
Çünkü insan, insana veya kendisine kimi zaman çok yakın iken, kimi zaman ise hayret edilecek derecede varlığından uzak ve yabancı bir varlıktır.
İnsan hakkındaki bu çalışma İslami düşüncenin genel bir yansımasıdır.
Yazarımız; İnsanı evrende ve kendi özelinde nasıl anlamamız gerektiğini varlık, bilgi, değer çerçevesinde anlatmaya gayret göstermiştir.
" İnsan Eşrefi mahlukattır' derdi babam bu sözün sözler içinde ayrı bir yeri vardı " İ.Ö
I.
Kainat yaratıldığında insanoğlu henüz yoktu. İnsan yaratıldığında kainat mana ve değer kazanmaya başladı. Çünkü alemde her şey insan için var kılınmıştı. Bu sebeple insandan bahsetmek aynı zamanda kainattan bahsetmek anlamına gelir. Yine insan olmasaydı cennet ve cehennem yaratılmazdı anlaşılıyor ki bütün güzellikler ve bütün olumsuzluklar ancak insandan dolayı vardır. İnsanı bu kadar varlığın ve varoluşun merkezine alan İslam; insan hakkında önemli açıklama ve yorumlarda bulunmuştur.
"Biz Ademoğullarını şerefli kıldık" şeklindeki ayetler bu hususu açıklar niteliktedir.
Bütün buluş ve icatlar insanlığın ortak aklının ürünüdür bu durum toplum halinde yaşamanın ve akılları birleştirmenin bir sonucudur o zaman İnsan ve insanlık yaratılışın kemaline ulaşabilmek için insanlık tümel niteliklerine ihtiyaç duyduğu gibi, bireysel insan ile de medeniyeti veya kültürü somut hale getirebilmektedir.
Fert olarak insan ancak başkaları ile birlikte Kemal yolunu bulabilir
İnsan kendine yeten bir varlık değildir bunun böyle olduğunu düşünen insan yalnızlığa mahkum olur çünkü ancak Allah tektir ve başkasına muhtaç değildir.
Kapitalizm sosyolizm ve emperyalizmin varoluş kodlarında ebedi yaşama heveskârlığı yatar ancak ebedi yaşama isteği birçok insana heveslendirse de
Bourdieu'ya göre; kültürel ve iktisadi mallardaki beğeni, sınıfsal bir damga işlevi görmektedir. Yüksek iktisadi sermayesi olanlar; iş yemeklerinden, tenis oynamaktan, müzayedelerden hoşlanırken, yüksek kültürel sermayeye sahip olanlar; yabancı dil öğrenmekten, dağ gezintilerinden, satranç oynamaktan hoşlanır. İktisadi ve kültürel sermayesi düşük olanlar ise futboldan, patatesten ve spor karşılaşmalarından hoşlanır.