Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır? Bahçede insanın ayakucuna inerek ekmek kırıntılarını toplayan ve aynı hürriyetsiz topraklarda sağa sola adım atan bir kuşun bir kanat vuruşuyla bu duvarları aşarak serbestliklerle kucaklaşmaya gittiğini görmektense, nefes almaktan başka hürriyeti hatırlatacak hiçbir şey bulunmayan bir yerde kapanmak daha iyi değil midir?
Beni kolumdan tuttu, sesi titreyerek:
"Çıkıyorum!" dedi ve tezkereyi uzattı.
Aldım. Okuyormuş gibi yaptım. Sonra kaşlarımı çatarak:
"Ama niçin seviniyorsunuz? Hasta olduğunuz yazıyor!" dedim.
Bu ehemmiyetsiz şey üzerinde durduğuma şaşıyormuş gibi yüzüme baktı:
"Bir kere çıkayım da, sonrası kolay. Ölsem ne olur?" dedi.
Bu kuru söz kalabalığı, sana dokunamadığım için. Seni kollarıma alıp uyuyabilseydim, bunca mürekkep şişede de durabilirdi. Birlikteyken gene erdemli kalabilirdik. Ama bir süre ayrı olmamız gerekiyor, gerçekte böylesi daha iyi. Ah, kesinlikle güvenebilsek geleceğe.
...
John Thomas, Lady Jane'e iyi geceler diler, biraz boynu bükük ama gönlü umut dolu.-