“Bulutlu bir semâ-yı nisan altında, sâkin ve mu’attar bir çam ormanı…Geniş, uzun bir yol ki döne döne, guyâ araya araya mâi, durgun bir denizin leb-i reyyân-ı bi-pâyânını buluyor… Korunun biraz kuytu, biraz karanlık her noktası ya bir fikr-i mütecessise melce’-i tefekkür, ya iki ruh-ı mütehassire mev’id-i telâki… Herkes, her taraf, her şey sâkit… Kadın erkek bazan bir iki, birkaç vücut ağır ağır yoldan geçerek ağaçlıkta kayboluyor… Sühâ ile Pervin, yola en yakın bir gölgelikte, birbirinin âguş-ı iştiyâkında…”