Her imgede bir görme biçimi yatar. Fotoğraflarda bile. Çünkü fotoğraflar çoğu zaman sanıldığı gibi mekanik kayıtlar değildir. Her bir fotoğrafa baktığımızda, ne denli az olursa olsun, fotoğrafçının sınırsız görünüm olanakları arasından o görünümü seçtiğini fark ederiz. Rasgele aile fotoğraflarında da böyledir bu. Fotoğrafçının görme biçimi konuyu seçişinde yansır.
Bir şeyi gördükten hemen sonra, aynı zamanda kendimizin görülebileceğini de fark ederiz. Karşımızdakinin gözleri bizimkilerle birleşerek görünenler dünyasının bir parçası olduğumuza bütünüyle inandırır bizi.
Seven birisi için sevgiliyi görmenin hiçbir sözcük ya da kucaklayışla karşılaştırılamayacak bir bütünlüğü vardır; bu bütünlük, geçici olarak, ancak sevişmeyle sağlanabilir.
Karıştırıyorum sanırsam. Ama zararı yok. Çünkü yeniden başlamak mümkün...Kim engel olabilir? Sevim mi? O ütü yapıyor. Bir de türkü tutturmuştur. Ben de doğru ya da yanlış aklıma eseni yapıyorum. İçkili olduğumu söylerler belki. Ama paltomu satmadım mı? Kimse kınayamaz beni. Kınasalar da haberim olmaz. Öldüm çünkü. Evet, böyle de ölünebilir. Kayıtsızlık içinde...”