Felsefe okumak ne sıkıcıdır ne de iç daraltıcı, eğer başlangıç noktalarını doğru seçerseniz ve ufacık da bir bilgi birikimi yaparsanız öncesinde, eğlencelidir bile, sorgulatır iç dünyanızı, okuduklarınızın gerisindeki manaları. Ve ölümsüzdür, antik Yunan’da da 21. Yüzyılda da mevzular aynıdır, değişen sadece çağa hakim bakış açısıdır.
Evet Platon, eğer gerçekten varsa Sokrates(bkz dip not), Aristo yüce insanlar, ama hayatlarını okursanız, dönemin hakim bakış açılarının da etkisiyle çoğunda şu an bize ters gelebilecek demokrasi karşıtlığı, aileye, kadına ve çocuğa korkunç bir bakış açısı, kölelik normalliği gibi düşünceler var. Hatta kendi gençlik ve yaşlılık dönemi eserlerinde bile bu konuda değişen düşünceleri var. İşte Antik Yunan filozoflarını okurken yapılan en büyük yanlış onların her sözünü her düşüncesini doğru kabul edip ilahlaştırmaktan da geliyor. Bu bakış açısı felsefenin özüne de ters, Sokrates dememiş mi kitapta,
“- Bak sevgili Polos! Bizler dost ve çocuk sahibi olmayı şundan dolayı istiyoruz: Yaşlanınca hatalı bir şey yaparsak, siz gençler hem hareketlerimizi hem de sözlerimizi düzeltirsiniz.”
Bizler de Antik Yunan’ın çocukları olan 21. yüzyıl insanları ve felsefe dostları olarak bu bakış açısıyla okumalıyız felsefeyi, belirli bir fanatizm ya da düşmanlıkla değil.
Bir de şu var, felsefenin sonu gelmez diyaloglarının gerçekten sonunun gelmemesi :), sıkıyor sanıyorum okuyucuyu. Çağımızın hemen sonuca ulaşma arzusu, bir şeyleri tamamlayıp ya da tamamlamadan hemen başka bir konuya, insana, arkadaşlığa vs geçme arzusu günümüzde felsefeyi sıkıcı ve iç daraltıcı bulma sebeplerinden. Halbuki aslında bir şeye ulaşmaya çalışırken, o yol değil mi aslında bizi eğiten, büyüten, yücelten. Bir önceki okuduğum kitap, Şeyh Galib’in Hüsnü Aşk’ıydı. Orada da Hüsn’ün