Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah için şu cümleleri kurar; "Onda hemen bütün ben varım , benim bir daha geri gelmeyecek olan emellerle,hülyalarla ve onların yanı başında hüsranlarla, elemlerle dolu olan genliğim var. Hatta yalnız benim değil…Bütün gençler var…Memleketimin bedbaht gençliği var.Sizler varsınız" gerçekten Ahmed Cemil karakterinde kitabı okuyan hemen hemen herkes bir nebze dahi olsa onda kendini görücektir.
Kısaca anlatmak gerekirse; İstanbul’da orta halli bir ailenin çocuğu olan Ahmed Cemil, mülkiyeyi bitireceği sırada babasını kaybeder, ailesinin geçimini sağlayabilmek için bir yandan kitapçılara macera romanları çevirip satar, bir yandan da geceleri özel dersler vermeye başlar.
Bu arada büyük ümitler verdiği eserini tamamlamaya çalışmaktadır. Ümitleri bir süre sonra ümitsizliğe döner. Genç şairin mavi bir gecede kurduğu bu hayalle hayat birbirine uymaz; yeni bitirdiği eserini bir gün Hüseyin Nazmi’nin evinde arkadaşlarına okur, dinleyiciler arasındaki eski edebiyat taraftarları eseri kötüleyen yazılar yazarlar.
Ahlaksız bir adam çıkan eniştesinin attığı dayak yüzünden kız kardeşi İkbal çocuğunu düşürür ve ölür. Sevgilisi Lamia bir subayla nişanlanır. Bunun üzerine Ahmed Cemil, ne zamandan beri büyük ümitlerle hazırladığı şiirlerini ateşe atıp yakar ve Yemen’de bir kaza kaymakamlığı alarak, annesiyle birlikte, siyah bir gecede İstanbul’dan uzaklaşır.
Kitabın beni en çok sarsan kısmı çokça çabaladığı şiir kitabını yakmasıydı. Çünkü Ahmed Cemil sadece şiir kitabını yakmıyordu. Aslında yanan şey sadece kitap değildi. Kitap ile birlikte onun; umutları, hayalleri, kanı, teri, gözyaşı, ilk aşkı, sevinçleri, geleceği,yaşama sevinci, insanlığa olan güveniydi…