“Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın anlamı bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık, barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü. Güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez. Güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimsede bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu. Onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeli idi.”
İç dünyalarının boş oluşu, bilinçlerinin
yavanlığı, zihinlerinin yoksulluğu onları dostluklar kurmaya yöneltir, ama yine kendileri gibi olanlarla; çünkü „similis simili gaudet."(davul bile dengi dengine) Aslında yaptıkları içinin yoksulluğunu dışarının zenginliği ile örtmekti…