Dans ederek gidiyor yıldızlar kızıl-mavi,
Acımasız karanlık dört nala ilerliyor,
Yitip gidiyor dünya yumunca gözlerimi,
Düşledim yatağına büyüyle çektiğini,
Delice şakıyarak öptüğünü çılgınca,
(Ben kafamın içinde kurdum sanırım seni)
Heybetli gövdesinin ağırlığıyla granit parkelerini çatlatacakmış gibi yürüyen emekli askerin kirli, hantal çizmeleri; ayçiçekleri gibi başı hep ışıklı vitrinlerden yana dönük yürüyen çıtı pıtı bayanın minnacık pabuçları ya da yüreği umutlarla dolu asteğmenin ucu yere sürünen kılıcı...
Hepsinin kendilerince güçlü ya da zayıf, derin ya da hafif izleri görülür kaldırımlarında...
Kalbi asil olmayanın, davranışlarının asaletinin bir hükmü yoktur. Ne kadar cila sürersen sür, ağacın damarlarını saklayamazsın; sen cila sürdükçe damarlar kendini belli eder...
Eğer başka çocuklar da anlaşılamamaktan, yanlış anlaşılmaktan, benim çocukken korktuğum kadar korkuyorlarsa bu korku bir çok suskunluk ve yalanın anahtarıdır...