Açık konuşmak gerekirse okuduğum en sıkıcı kitaplardan biriydi ama aynı zamanda da en çok okurken üzerine düşündüğüm kitaplardan biri oldu. Neredeyse her satırını okurken yazılan şey hakkında düşündüm, bu söylediğinde haklı mı haksız mı, haklıysa neden haklı değilse neden değil diye. İlk başlarda fark edememiştim, yazılanlar mantığıma uyuyor gibi gelmişti fakat ilerledikçe birçok yerde kitaptaki görüşleri desteklrmediğimi gördüm. Örneğin ; şairlerin çok büyük bir çoğunluğu yararsız ve çoğu yazdığı şey yasaklanmalı, bunun yerine devletin başındakilerin belirlediği şeyleri belirledikleri şekilde anlatan şiirlerin okutulmasına izin verilmeli deniliyordu. Bu da bana Cesur Yeni Dünya ve 1984 teki Shakespeare in şiirlerinin yasaklanmasını hatırlattı. Kitabı okudukça birçok yönden 1984 e ne kadar benzer bir düzenden bahsedildiğini gördüm ve anladım ki burada övülen asıl devlet düzeni totaliter devlet düzeniydi. Bir devletin ayakta kalabilmesi için önemli olan tek şey topluluğun düzeniydi. Bireyin özgürlüğü çok fazla kısıtlanıyordu ve bireyin değil toplumun mutluluğu önemliydi bu kitaba göre. Her şey bunun üzerine kuruluydu, kanunlar buna göre düzenleniyordu. Eğer savaşta kendi devletlerinden birisi esir alınırsa orada bırakılmasını söylüyordu. Bireylerin hepsi devlet için çalışacak ama devlet birey için hiçbir fedakarlıkta bulunmamalı yani, devletin devamlılığı için. Eğer esir alınan kişiyi birisi kendi isteğiyle gidip kurtabilirse istediği kadınlarla birlikte olabiliyordu. Kadınları da tamamen kullanabilecekleri birer eşya olarak görüyorlardı yani. Ne olursa olsun erkeklerin her işi kadınlardan daha iyi yaptıklarını fakat aynı işi yapabilecek eşitliklerinin de olduğunu söylüyorlardı. Bu anlayışı da hiç mi hiç doğru bulmuyorum. Ayrıca aile kavramı ortadan kaldırılmak