O kadar heyecan verici bir romandı ki anlatamam. Okurken gerim gerim gerildim, kalp atışlarım deli gibi hızlandı; sonunda neler olacağını da çok merak ediyordum, bir sonraki sayfa neler olacağını da. Öyle merak uyandırıcıydı ki! Bu yıl şimdiye kadar okuduğum hiçbir romanda böyle bir duygu yaşamamıştım. Adeta her an kitabı okumak istiyordum. Eve gelir gelmez kitabı okumaya başlıyordum ve saatlerce hiç sıkılmadan, o gerginliği hissederek okuyordum. Çok güzel bir kitap demek yetmez, harika bir kitaptı bu! Paul ile o kadar çok empati kurmamızı sağlamışlar ki... Kitabı okurken adeta o ortamın içine giriyormuş gibi hissediyorsunuz. Hani bazı filmler vardır izleyince güzel diyebilirsiniz ama sadece bir film izlediğinizin farkındasınızdır. Ve bazı filmler izlersiniz ki onları izlerken adeta kendinizi filmin içinde gibi hissedersiniz, filmi kapatınca kendi hayatınıza geri dönünce bir tuhaf hissedersiniz. İşte aynı hissiyatı sonuna kadar veriyor ve bence bir kitapta veya filmde, dizide en önemli özelliklerden biri de empati duygusunu size ne kadar hissettirdiğidir. Bu duyguyu en çok Joker filminde ve Sadist romanında buldum ve çok hoşuma gitti. Öyle akıcı ki... Sonunda keşke bu anlatılanlar Paul ün yazdığı romanın parçası olsa diye düşündüm. Öyle olmaması da beni şaşırttı. Paul ün haline, onda bıraktığı acılara, psikolojisine, fiziksel olarak hissettiklerine o kadar üzüldüm ki...