Ferdinand Bardamu, modern hayatın alışageldik tutkularından, ihtiraslarından, toplumun dayattığı ahlaki görevlerden, ideolojik yüklemelerinden olabildiğince arınmış; yaptığı şeyleri sadece zevk almak ya da hayatını devam ettirmek için yapıyor, ötesi yok.
Avrupa'daki savaşa, öyle anlaşılıyıor ki askerlerin göz alıcı rap rap yürüyüşleri ve insanı coşturan marşlar nedeniyle belki de meraktan katılıyor. Ne savaşa bir anlam yüklüyor ne de savaşmak istiyor. Askerlerin savaşın ortasında sakınmasızca dolaştıklarını gördüğünde bunu onların imgelem gücünün eksikliğine bağlıyor, onları kendi ölümünü hayal edemeyen insanlar olarak niteliyor... Savaş meydanında, mermilerin, bombaların arasında kahramanlık abidesi gibi korkusuzca dikilen subay bir bomba ile parçalandığında "iyi oldu" diyebilecek kadar duygusuz.
Avrupadaki savaştan uzaklaşmak için gemiyle Afrika'ya Fransız sömürgesine giderken bir kenarda, etliye sütlüye karışmadan durmanın toplumun "standart" bireylerine yetmediğini hem kendi tecrübe ediyor hem de biz okurlara hatırlatıyor. Her zaman her yerde birilerine onlardan biri olduğunuzu göstermeniz gerekiyor.
Şansını denemek için Amerika'ya gidip, bireyin bir makine parçasına dönüştüğü fordist üretim sistemine dahil olduktan sonra gerisin geri Avrupa'ya dönüyor. Ne sömürge Afrika'da tutunabiliyor ne de Amerika'da. Paranın insanlar arasındaki ilişkileri nasıl bozduğu yeri geliyor tıp mesleği üzerinden yeri geliyor varoş bir bölgede yaşayanların birbirlerinin arkasından çevirdiği dolaplar üzerinden anlatılıyor.
Bardamu'nun tek yakın arkadaşı Robinson. Robinson'un aşk hakkında kurduğu bir cümle bu karakterin romanda yer almasının hakkını, böyle bir hak var mıdır bilmem ama, bana göre veriyor. Bir yerlerde okumuştum ilişkiler yanılsamadan ibarettir diye. Robinson belki de bu