Sevgili Türk kardeşim, beş senedir devam eden alışverişimizde size su katmadan süt verdiğimi hiç bilmiyorum. Evde hastanız bulunup da kasasına 40 para fazla vererek halis süt talep ettiğiniz zaman bile bu fena adetimden vazgeçmez, daima su katardım. Yoğurtlarım da hep nişastalı, ilaçlı, hileliydi.
Sonra kasap, bakkal da geldi “kıvırcık” namına ne kadar keçi eti yediğimiz, halis niyetine ne kadar karışık boyalı yağlara para verdiğimizi, tartıda ve her şeyde daima yarı yarıya aldatıldığımızı öğrendim. Bu umumi kardeşliğin kurulmasından sonra hayatın devamı mümkün olsa esnaf için hilesiz ticaretin pek zor olacağını anladım.
Çeşitli ırklar arasında değil aynı millet içinde hatta aynı aile fertleri arasında bile emellerde ne derece anlaşmazlık, menfaatlerde ne kadar açgözlülük hüküm sürdüğü ortaya çıktı. Meğerse ademoğlu “hileden” ibaretmiş. Bu kadar düşmanlık eden insanların nasıl olup da birbirini mahvetmeyerek asırlardan beri bir arada yaşayabilmiş olduklarına hayret ettim.
Bu müthiş itiraflardan sonra herkeste bir vicdan rahatlığı hasıl oldu. İnsanlığın selamet ve saadetinin böyle kardeşlik ve tam eşitlikte olduğu anlaşıldı. İnsanlar neden şimdiye kadar varlıklarını sürdürmeyi birbirlerine karşı düşmanlıkta savaşmakta kan dökmekte görmek gibi yanlış bir yola gitmişler, medeniyetin yetkinleşme fikrinin gayesi birbirini öldürmeye uğraşmak mıdır, yoksa umumi kardeşliğin kurulmasına çare aramak mı? Neden insan öldürmek tekniğinde en üst olan savaş aletleri en mükemmel bulunan milletler, en medeni en gelişmiş sayılıyorlar? Şimdiki milletlerin hiçbirisi meğerse medeni sıfatına layık değilmiş, düşünülse hunhar bakımından bugünkü gelişmiş insanların mağaralarda taş kovuklarında adeta inlerde mekan tutup da üzerlerine saldırdıkları avlarını tırnaklarıyla dişleriyle paralayan