5) Ya Ali! Cehaletten daha beter bir fakirlik, akıldan daha gelirli bir mal; kendini beğenmişlikten daha korkunç bir yalnızlık; danışmaktan daha sağlam bir destek, vazgeçme gibi bir sakınma; ahlak güzelliği gibi bir kıymet; tefekkür gibi bir ibadet yoktur.
4) Ya Ali! Senin, Allah'ın belasını sana celbedene razı olman ve Allah'ın sana ihsan ettiği şeyler için, bu ihsana sebep olanları methetmemen, Allah'ın sana vermediği, senin de şiddetli arzu duyduğun şeyleri başkalarında gördüğün zaman onları kötülememen yakin alâmetidir. Çünkü rızık, hırz ile gelmediği gibi istemeyenin istemesiyle de geri kalmaz. Allahü Teâlâ, ferahlığı, saadeti, dünya ve ahirette kurtuluşu, kendisine tam inanan, ilahi kısmetine razı olan, kendisine tamamen teslim olanlara ihsan eder, onun ilahi taksimine razı olmayanlara da hüzün ve gam verir.
...varolmuş bir varlığı basit ve önemsiz bir başka imkân durumuna dönüştürmenin yolu yoktur. İşte, Sübhan olan Hakk Teâlâ herhangi bir şeye tecelli ettiği zaman aynı durum söz konusudur, çünkü o zaman artık Kendini ondan gizlemez. Aynı şekilde bir kalbin içine 'iman' yazmışsa, artık o imanı oradan silmez. Öyleyse biri kalkıp “Allah bana tecelli ettikten sonra, kendini benden gizledi” gibi bir söz söyleyecek olsa, gerçek şu ki, Allah ona kesinlikle tecelli etmemiştir (ma tecellâ leku), fakat ona sadece ufak bir cila vurmuştur, basit bir parlaklık vermiştir (celâ lehu). Böyle olmakla birlikte, söz konusu varlık o durumda “İşte, O Odur!” (Hüve Hüve) demekten kendini alamaz.
Sonra, şunu bil ki, mutsuzların en mutsuzu, bir 'kitab'ı olduğu hâlde, yoldan sapan ve kitabına imanı olmasına rağmen kendi “hevâ'sına, tutkusuna esir olan insandır.