Emin K.

Emin K.
"Bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır."
Benim filmim, çağdaş düşüncenin ya da yaşama biçiminin yalnızlık fenomenine arka çıkmak ya da onu alaşağı etmek iddiasında değildir; gerçekte benim asıl istediğim, varoluşumuzla ilgili özlü soruları apaçık ortaya koyabilmek ve seyirciyi varoluşumuzun üzerleri örtülmüş, cılızlaşmış kaynaklarına yöneltmekti. Görüntüler, sinemasal imgeler bu konuda sözcüklerden daha yetersiz değildir, özellikle de söz gizemli, büyüleyici anlamını, önemini yitirmiş, içeriği boşalarak kuru bir gürültüye dönüşmüş ve ... artık hiçbir şey ifade etmez hale gelmişse... Enformasyon bolluğundan boğulacak haldeyiz, hayatımızı değiştirebilecek güçte mesajlar alıyoruz, ama bunlar ne yazık ki bilincimize ulaşmıyor.
Sayfa 234 - Agora, 4. Baskı, 2017, Çvr: Mazlum Beyhan·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çağdaş insan bir kavşakta duruyor, önünde bir ikilem var: sürekli yeni teknolojilerin akın ettiği, maddi değerlerin biriktikçe biriktiği koşullar altında kör bir tüketici olarak varlığını sürdürüp gitsin mi, yoksa son çözümlemede yalnızca onun için değil, tüm toplum için de kurtarıcı bir gerçeklik olabilecek bir manevi sorumluluk yolunun arayışına mı girsin? Yani Tanrı'ya geri dönmek... Bu sorunu ancak insanın kendisi çözümleyebilir, onu normal bir manevi hayata götürecek yolu yalnızca kendisi bulabilir. Burada vereceği karar, onu toplum karşısında sorumluluk almaya götürecek yolda bir adım oluşturacaktır.
Sayfa 223 - Agora, 4. Baskı, 2017, Çvr: Mazlum Beyhan·Kitabı okudu
Sanatçının, çevresindeki gerçekliğin ona yaşattığı heyecanların ürünü olarak ortaya çıkan şiirsel öz, kendini yaratan gerçekliğin üzerine çıkabilir, onunla tartışabilir ve uzlaşmaz bir çatışma içine girebilir. Burada önemli bir paradoksal durum var: Sanatçının yalnız dış gerçekliği için değil, iç -kendi- gerçekliği için de söz konusudur bu. Dostoyevskiy kendi zihninde ne dipsiz uçurumlara ulaştı! Âzizleri de, serserileri de onun kendisidir sanki... Ama hiçbir kahramanı, birebir kendisi değildir. Her karakteri elbet yazarın kimi deneyimlerinden izler taşır, ancak hiçbiri, olanca kapsamı ve maddi manevi bütünlüğüyle Dostoyevskiy'in kendisi değildir.
Sayfa 213 - Agora, 4. Baskı, 2017, Çvr: Mazlum Beyhan·Kitabı okudu
Ben görevimi, insanları, her birimizin özünde var olan insanilik, ebedilik gibi özgün duygular üzerine düşünmeye yönlendirmek olarak görüyorum. Oysa yazgısı bu temel duygulara bağlı olmasına karşın insanoğlu çoğu kez bunları hafifsiyor, görmezden geliyor, birtakım hayallerin ardında koşmayı bunların üzerine eğilmeye tercih ediyor. Ama her şey ayıklanıyor ve sonuçta minnacık bir şey kalıyor geriye: insanoğlunun, üzerine varlığını inşa edebileceği bu alabildiğine yalın, ama özlü cevher, sevme yeteneğidir. Bu minicik şey insan ruhunda gelişip büyüyebilir ve orada insan hayatına anlam verebilecek bir konuma yerleşebilir. İnsanın sevmeyi bir ihtiyaç olarak duyumsaması, sevgisini başkalarına verebilmesi, güzelin çağrısını duyumsaması... Ben filmlerimi seyreden insanlarda bu duyguları uyandırmayı görevim sayıyorum.
Sayfa 206 - Agora, 4. Baskı, 2017, Çvr: Mazlum Beyhan·Kitabı okudu
Bugüne dek yaptığım filmlere baktığımda fark ettim ki, ben hep içlerinde özgür olan insanları anlatmışım. Yani, kendilerini çevreleyen insanlara bağımlı olmaları dolayısıyla özgür olmayan, ama iç özgürlüklerini koruyan insanları. Zayıf görünen insanları... Ama ben asıl, bu zayıflıktaki gücü anlattım; bu insanların ahlâki inançlarından aldıkları gücü.
Sayfa 188 - Agora, 4. Baskı, 2017, Çvr: Mazlum Beyhan·Kitabı okudu