Sinemada benim gözümü kamaştıran, başımı döndüren şey, şiirsel bağlantılar ve şiir mantığıdır. Sanatların en hakikisi ve şiirseli olan sinemanın sahip olduğu imkânlara en denk düşeni oymuş gibi gelir bana.
Değişim göstermeyen, neredeyse durgun diyebileceğimiz karakterlerde tutkular azami keskinlik kazanarak, yavaş, aşamalı bir değişimden geçen tiplerdekinden çok daha görünür, çok daha inandırıcı bir nitelik alır. Dostoyevski’yi de bu tür tutkuları anlatmasından dolayı severim. Dıştan durgun görünen, ama iç dünyalarında tutkularının cehennemi gerilimini yaşayan karakterler her zaman ilgimi daha fazla çekmiştir.