Filmimi video ile de çekmeye razı olduğum halde, umut yok. İnsanın olağanüstü filmler yapabileceğine ve yüreğine inanırken, işsiz kalması azap veriyor. Üstelik gözünün önünde milyon dolarlarla yavşak ve gevşek bir sinema yapılıp dururken... Bu toplumu, bu puşt sinemayı asla bağışlamayacağım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bunalım yaşıyorum. Şiddetli can sıkıntısı içindeyim. Yapacak hiçbir şeyim yok, beklemek dışında. Beklemek... Yıllardır hiç tren geçmeyen bir istasyonda gelmeyecek yolcuları beklemek benimkisi. Bu akşam önümde bir ışık yandı ve içinde bulunduğum koşulların ne kadar umutsuz olduğunu gördüm; bu manzara canımı sıkıyor.
Yalnızız'ın sonuna yaklaşıyorum. Nicedir böylesine yoğun kitap okumamıştım. Peyami Safa gerçekten büyük romancı. Çok büyük bir romancı. “Dünya Romanı” deyince, ilk akla gelmesi gereken on isimden biri olmalı. Birilerine Peyami Safa'yı önermeliyim, kime? Yabancı etiket merakımız yüzünden Dostoyevski çapında yerli değerlerin olabileceğine inanamıyoruz. Onun romanında insan ruhunun hiçbir köşesi karanlıkta kalmamış. Yalnızız'ı bir gün birisi film yapmalı. Konu sıkıntısı içinde klozetin üzerindeymiş gibi ıkınıp sıkınan onca sinemacının aptallığına şaşıyorum.
Cahit Koytak, hoş bir insan. Bana birlikte senaryo üzerinde çalışmayı önerdi. Temelli berbat oldum. Bozkırda Deniz Kabuğu'mun, bu en sevgili çocuğumun canına okundu. Kötü yola düştü sanki. Onu bundan sonra ne kadar sevebilirim, bilmiyorum. Çıkarken Süleyman Çobanoğlu'nu gördüm. Dünya bir yana, Çobanoğlu bir yana. Onu gördüğümde nerede olursam olayım, bir yurt özlemi duyuyorum. Çocukluğumun Ağustos güneşleri altındaki, harman yerlerinden toprak sıvalı, toprak tabanlı evlerin artık kaybolmuş serinliğine dayanılmaz bir arzu duyuyorum. Çobanoğlu, unutulmuş eski bir rüyayı yandırıyor içimde. Yeni sürülmüş bir tarla, toprak kokusu, iki yanı ulu kavaklar dizili bir köy yolu, tarla dönüşü bir öküz arabasının üstünde yorgun yakılan bir cigara... Bana “Bırak sinemayı, köyüne dön” diyor sanki. Sanki yarın kendisi de dönebilecek. Bu akşam evi toplaması gerekiyor.
Hayatla aramda kalın bir buzlu cam var. Asla hayata nüfuz edemiyorum. Bıktım. Ey şen şakrak Beyoğlu. Şimdi tiksiniyorum, İzmit'e varmadan özleyeceğimi bildiğim hâlde.