Bazı sırları ömrü boyunca saklamak zorunda kalır insan. Her mezarın içine cansız bedenin yanında sakladığı sırlar da gömülür; hayatı boyunca görüp, işitip, yaşayıp anlatamadığı sırlar. Her insan, kimselere açık etmediği suçlarıyla, ayıplarıyla, hevesleriyle, hayalleriyle, günahlarıyla gömülür. Toprak, bu dünyanın en güvenilir sırdaşıdır.
Kötü hatıralar insanı köleleştirir, içinde olduğu anı, dilediğince yaşamasına müsaade etmez. Kapısı, penceresi olmayan bir odadadır kötü hatıralar, zaman ve mekân gittikçe anlamını yitirir, hakikat parçalanır, insanın önce zihni sonra bedeni çürümeye başlar. Kendi uydurduğu yalanlara inanarak kurtulmayı ümit etmek çürümenin safhalarından biridir.
Zaman geçince bazı yaşanmışlıkların unutulduğunu sanıyoruz, öyle olmuyor; vücudumuzda saklanan belalı, sinsi bir virüs gibi zayıf anlarımızı kolluyorlar, fırsatını bulunca her şeyin acısını çıkarmak istercesine merhametsizce saldırıyorlar. Hiçbir şeyin geçtiği yok; geçen sadece son ödeme günleri, banka sıraları, ilaçların son kullanım tarihleri, yiyecek içeceklerin marketlerdeki raf ömürleri ve öyle şeyler. Aslında sadece ömrümüz.
Her şeyi anlayabilmenin insanı mutsuz ettiği, sahte iyimserliğin insana teselliden çok hüzün verdiği anlardan biriydi. Sorunu biraz eşelediklerinde kendi parmak izleriyle karşılaşacaklardı. Bu hakikat uzlaşmayı kolaylaştıracağı gibi, geri dönülmez sonun başlangıcı da olabilirdi. Görmezden geldi Yıldız.