Fugui'den Kugen'e ve Kugen'den Fugui'ye bir yolculuktur yaşamak, arzularımızla tekrar eden döngüler. Acı vericidir yaşamak, ama acıya rağmen yaşamaktır. Varoluşsal bir direniştir.
Kitap, bir psikiyatristin danışanlarıyla kurduğu bağ üzerinden insanın varoluşsal acılarına, anlam arayışına dair bir içsel yolculuk sunuyor.
Yalom, her bir öyküyü yalnızca mesleki bir vaka olarak değil, aynı zamanda kendi iç dünyasına tuttuğu bir aynayla kaleme almış. Bu da metne samimiyet ve insani derinlik kazandırıyor. Ölüm korkusu ve buna bağlı anlam arayışı hem hastalar hem de kendisi için en önemli konu olmuş.
Teknik terimlere boğulmadan psikoterapötik süreçleri anlatması, ruhsal derinliği olan herkes için ulaşılır kılıyor.
Kitaptaki her hikâye, küçük bir hayat kesiti gibi görünse de, insanın en temel korkularına, arzularına ve özlemlerine ışık tutmaktadır.
Yazar, "Beş yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar.” cümlesi ile hem merak uyandırıyor hem de ironik üslubunu ortaya koyuyor.
Alper Kamu, beş yaşında olmasına rağmen yetişkinlerden çok daha keskin bir bakışa sahip, fantastik bir varlık. Onun gözünden dünyaya bakmak hem komik hem acı verici hem de düşündürücü. Topluma, aileye, adalete ve en çok da kendine dair yaptığı gözlemler beni derinden etkiledi. Sanki konuşan bir çocuk değil, içimizde bastırdığımız sorgulayan yanımızdı. Özellikle zihnindeki düşüncelerin macerasını anlattığı bölüm, ayrı bir kitap olarak bile genişletilebilir.
Kitabı okurken sık sık durup düşündüm. Kendime şu soruyu sordum: Alper Kamu'nun yalnızlığı ve zihnindeki kavgası aslında hepimize mi ait?
"Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle."
Kendine dışarıdan bakmak isteyen herkese öneririm.