Bu yörelerde bir yığın arkadaşı vardı ve bu da
yolculuk yapmayı neden bunca sevdiğini açıklıyor. Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine
bildiğine inanır.
Kim olursa olsun, her ne zaman bir insanla ilişki kurarsan onun hakkında vakar ve kıymetine göre nesnel bir değerlendirme çabası içersinde olma. Onun iradesini kötülüğünü, anlayışının sınırlılığını veya fikirlerinin tersliğini nazarı itibara alma; çünkü ilki seni kolaylıkla nefrete, ikincisi küçümsemeye götürür. Tam tersine dikkatini sadece onun ıstırapları, ihtiyaçları, endişeleri ve acıları üzerine yoğunlaştır. O vakit her zaman onunla akrabalığını hissedecek; onun duygularını paylaşacak ve nefret ya da aşağılama yerine şefkat ve merhameti tecrübe edeceksin.
İntihar bir tecrübe, insanın tabiata sorduğu ve cevaplamaya zorladığı bir soru olarak da görülebilir. Sorulan şudur: İnsanın varoluşunda ve şeylerin doğasına dair
kavrayışında ölüm nasıl bir değişiklik meydana getirir? Fakat bu yapılacak beceriksizce bir tecrübedir çünkü
cevabı bekleyen bilincin kendisini ortadan kaldırır.
"Hayat her ne pahasına olursa olsun uzatılacak kadar arzulanabilir bir şey değildir. Kim olursanız olun, eninde sonunda öleceksiniz, hatta hayatınız alçakça hareketler ve suçlarla dolu olsa bile. Müşkül vaziyetteki bir ruh için çarelerin en başta geleni tabiatın insana bahşettiği saadetler içerisinde ölüm fırsatından daha büyüğünün olmadığı hissidir; ve onun en iyisi herkesin ondan kendi istediği şekilde yararlanabilmesidir."
Hayatımız mikroskobik bir mahiyete sahiptir; Zaman ve Mekânın güçlü mercekleriyle gerilip uzatılarak hatrı sayılır ölçekte büyütülmüş küçücük, bölünmez bir noktadır.