Dionysosçu güçlerin, yaşantıladığımız gibi böyle delidolu yükseldikleri yerde, Apollon’un da, bir buluta gizlenerek yanımıza inmiş olması gerekir; onun bereketli güzellik etkilerine elbette bizden sonraki kuşak bakacaktır.
Ama her birey bu etkinin zorunlu olduğunu, en keskin bir biçimde, düşte bile olsa kadim Helence bir varoluşa geri götürüldüğünü hissettiğinde, sezgisel olarak duyumsayacaktır: yüksek İon sütunlu revaklarda dolaşarak, bakışlarını temiz ve soylu çizgilerle kesilmiş bir ufka doğru kaldırarak; yanında, ışıldayan mermerde kendi yücelmiş figürünün yansımaları; etrafında, vakur yürüyen ya da narince devinen insanlar, uyumlu çıkan seslerle ve ritmik jest diliyle -güzelliğin bu sürekli akışında elini Apollon’a uzatıp seslenmesi gerekmeyecek midir: “Mutlu Helen halkı! Nasıl da büyük olmalı aranızdaki Dionysos, dithyrambik çılgınlığınızı iyileştirmek için Delfoi tanrısı böylesi büyülere gerek duyduğuna göre!”
- Bu ruh hali içindeki birine yaşlı bir Atinalı, ona Aiskhylos’un yüce gözüyle bakarak, şu yanıtı verebilirdi: “Şunu da söyle ama, ey tuhaf yabancı: ne kadar çok acı çekmesi gerekmişti bu halkın, bu kadar güzel olabilmek için! Hadi, şimdi peşimden tragedyaya gel ve benimle birlikte iki tanrının tapınağına da kurban ver!”
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları