Herkes bilir ki, hayatımız saat üzerine kurulmuştur. Hatta sonraları Muvakkit Nuri efendiden öğrendiğime göre Avrupa saatçiliğinin en büyük müşterisi daima müslümanlar ve onlar içinde en dindar olan memleketimiz halkı imiş. Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allahı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.
Bir gün topal hoca beni ayağa kaldırdı: “Peygamberleri say bakayım” dedi.Halbuki o anda bütün aklım fikrim babafingonun margarita bağındaydı. Bildiğim adları, Çakır Fatma’nın fısıldadığı adlarla tamamlayarak,selametle sonuncu peygambere vardım.
Ustam şişenin kıçını avucuyla vurup tapayı attırdı. Karşı karşıya oturduk. Kadehi doldurdu. İçti. Sonra gözlerini bana dikti. Sesi kırılır gibi oldu. “ Bak şimdi, sanki geçmişle gelecek gibi karşı karşıya oturuyoruz” dedi. Başı bir süre önüne düştü. Sonra kaldırıp; “ Seren altı makaraları nasıl donatılır?”diye sordu. Ben; “ Çımaları filadur kasalı tek sapandan, iki makara hamilinin iki tarafına konulur. Seren üzerinden filadura bağı ile bağlanır” diye bir solukta cevap verdim. “Aç ağzını, yum gözünü” dedi. Mezeliğinden bir kızarmış izmarit verdi.