Önce sakal yağdı bu ülkeye, sonra protein tozu serpildi bedenlere, en son dövmeler yağdı boyunlara, kollara, baldırlara, enselere….Son yağışla beraber bir özgüven gelmişti hepsine. Hiç bir şeyi okumadıkları, hiç bir şeyi merak etmedikleri halde artık herkes her konuda her şeyi biliyordu. Bu gözlerinden belliydi hepsinin. Sonra internet bağlattı bu ülke kendisine. İnternetle dünyaya değil birbirine bağlandı insanlar. Çünkü tek başınayken çok sıkılırdı bu ülkenin insanları. Dışarıdan kavga sesi gelse hanelerine gün doğardı insanların, çekirdeklerini alır, pencereye dizilir kavgayı izlerdi neşeyle. Ve internet sokaktaki kavgaya açılan bir pencereydi, yaşlısı, genci çok sevdi o pencereyi. Fotoğraf , video, haber altı yorumlarla dolup taştı. İnternet kullanıcısı olmak, olaya bakıp yorum yapmak ve yorum yaptıktan sonra diğer yorumcularla kavga etmekti bu ülkede…
Sevgili patron, bay kapitalist! Ben, çoktandır dünyaya at ya da öküz olarak gelmediğimi anlamış bulunuyorum. Yalnız hayvanlar yemek için yaşar. Yukarıdaki bölümlemeden çıkmak için, gece gündüz işler icad ediyor, bir düşünce uğruna ekmeğimi tehlikeye atıyor, ata sözlerini ters çeviriyor ve şöyle diyorum: “ gelecek olan on, eldeki beşten iyidir!” Zarar görmemiş pek çok kimseler yurttaştır. Ben yurttaş değilim, onun için zarar görebilirim. Pek çokları cennete inanarak eşeklerini sağlam kazığa bağlamışlardır; benim eşeğim yok, özgürüm; eşeğim nerde ölürse ölsün, cehennemden korkmam, nerde yonca yerse yesin, cennetten umudum yoktur. Cahilim, nasıl söyleyeceğimi bilmem, ama sen patron, beni anlarsın. Çok kişiler gururdan korkmuştur; ama ben onu yendim. Çokları düşünür, benim düşünmeye gereksinmem yok. İyilikten dolayı sevinmem, kötülükten dolayı da üzülmem; Yunan’ların İstanbul’u aldığını öğrensem, Türklerin Atina’yı almasıyla aynı şeydir bu benim için.