Sabahın bu ilk saatleri benim saltanatım. Kırk
elli dakika da sürse, bu kırallığımın her anını yudum yudum tadarım. Böyle bir tiryakiliğimiz var, yaz kış yataktan beşte fırlamak gerek,sabahı herkesten önce yakalamak için. Denizin kişiliği bir başkadır bu saatte. Kokular başkadır, renkler başkadır,hele sesler bambaşka. Kokularda tazelik vardır, yıpranmamışlık,koklanmamışlık,rayihasını ilk kez size teslim ediyormuşluk vardır. Seslere gelince,asıl şaşırtıcı olan seslerdir. Sabahın ilk saatinde sesler,insanlığın ilk günlerindeki,ilk insanın,ilk algıladığı seslere benzerler. Yepyeni,taptaze,ürpertici,merak uyandırıcı. Takanın uzaklaşan patpatı, ayakları ile suyu dövüp ürküttüğü balığı gagası ile havalandıran beyaz pelikanın kanat çırpışı,uzakta bir horozun ilk ötüşü. Hepsi mat, hepsi surdinli, pastel ve asil. Alın tokmağı vurun davula, sabahın ilk saatlerinde sesi başka çıkar. Rutubet derisini gevşettiğinden mi? Hayır. Sizin kulak zarınız henüz günün hoyrat gürültüleri ile bekaretini yitirmediğinden.