“Yani azizim, gıpta ediyorum sana, beni Mecnun’un akıllı olduğuna inandıracaksın neredeyse.”
“Deli olsaydı yüzyıllar boyunca bunca akıllı insan oturup onu konuşuyor olur muydu üstadım!..”
Aklını kaybetmesine neden olacak şeyler yaşamıştı ve şu anda neredeyse kaybedecek bir aklı bile yoktu. Anormal durumlarda gösterilen anormal tepkiler vererek normal dengesini korumaya çalışıyordu.
İki denizin kucağında, iki karanın elleri üstünde zarafetle parlayan İstanbul’da, eylül yapraklarının elediği bu hüzünlü güne dair yazacaklarım belki de can güvenliğim kadar halk içindeki itibarımı da zedeleyecektir, ne ki gerçeklerin üstü örtülmemelidir diye düşünüyorum. Hani şair “Bir hakikat kalmasın dünyada Allahım nihan” der ya; işte öyle. Öte yandan, eğer okunmayacaksa gerçekleri yazmanın kime ne yararı olabilir ki?!..
İleride belki yırtar atarım!..
- Ben kim miyim?
- Bunun ne önemi var?!..
İnsan yolculuğunda bir Homo sapiens sapiens yani bir “insan ferdi” olarak doğmak işin sadece başlangıç kısmıdır. İnsan kalabilmek, dahası gerçekten gelişkin bir insan olabilmek, sürekli gayret ve çaba ister. Bir kuşun uçması gibidir insan olmak: Kendisine verilen yetenekleri kullanmayı boş verdiği her durumda, kanatlarını kapatan bir kuş misali, hızla irtifa kaybeder insanoğlu. Bunun en önemli nedeni sınırları aşabilme özelliğidir. Yaratılışından, fıtratından, kendisine verilen yeteneklerden çok öteye, zihinsel kurguları ve zanları yönünde sapmalar yapabilen böyle bir canlının sıklıkla kendini hatırlaması, kendisinin kendisine hatırlatılması da gerekmektedir. Aksi takdirde, zanları ve sanrıları içinde, beyhude çabalarla koca bir ömrü tüketip büyük zararla göçebilir