Bizler kalen iman ettik demekle her şeyin biteceği yanılsamasına kapılıyoruz. Oysa kâl olan iman hâle dönüşmedikçe sadece dillerimizde asılı bir takım sözcükler olarak kalıyor. Elin, ayağın, midenin bütün azaların bu davete külliyen icabet etmesi gerekiyor. Böylece ferdden aileye islam toplumu inşa edilsin.
Günümüzde o kadar çarpık islam anlayışları var ki gerçekten birinin hakikati anlatması bunu kendine vazife bilmesi gerekiyor. Ben kitabın bu misyonu yüklendiğini düşünüyorum. Bazıları beş vakit namazın edasını ideal islam olarak görürken kimilerine göre çağdışı, tarihi geçmiş bir düşünce yapısı olarak addediliyor. Ya sadece belli ritüellerin toplamından oluşuyor. Ya da imkansız sayılarak safdışı bırakılıyor. Esasen teoride olduğu kadar pratikte de yaşanması mümkün ve gerekli olan bir dinden bahsediyoruz. Bu sebeplede de imanın akabinde ahlak geliyor. Bizim inancımız ne sadece bireysel ibadetleri emrediyor ne de bizden rahip bir hayat yaşamamızı istiyor. Dünya ve ahiret arasında denge kurarak bir denge toplumu inşa etmemimizi istiyor. Yani sadece bireyin değil onun etrafında kümelendiği ailenin, aileden oluşan toplumun, topluma kol kanat geren devletin, devleti yönlendiren siyasetin iman etmesi gerekiyor. Mikro düzeyde bireyin makro düzeyde toplumun yeniden inşası gerekiyor. Fakat bizlerin dilleri iman ederken, evleri inkar ediyor. Mescidleri iman ederken çarşıları inkar ediyor. Okulları, kuruluşları, birimleri inkar ediyor. Maalesef ideal islam toplumu tasavvurundan çok uzağız. Fakat biliyoruz ki tarih pek çok defa buna tanıklık etti. Yeniden dirilmemiz, kendimize gelmemiz mümkün. Unuttuğumuz amentümüzü yeniden hatırlayabilir, yeniden özümüze dönebiliriz.
Peki burada bize gereken nedir? Kitap bize nasıl bir yol haritası sunuyor? Tam olarak bir yol haritası