Sabahattin Ali bu eserde, “aydın” olarak görülen fakat hakikatle bağını koparmış sahte insan tipini keskin bir şekilde eleştirir. Ona göre gerçek aydın; unvanı, makamı ya da okuduğu kitap sayısıyla değil, insan olmakla ölçülür. Roman boyunca karşımıza çıkan sözde münevverler bilgiyi vicdanla değil, çıkarla birleştirmiştir. Bu kişiler, toplumu aydınlatmak yerine toplumun çürümesine sebep olan birer gölge gibidir.
Yazar, esas meselenin “içimizdeki şeytan” olduğunu söylerken; bunun dış düşmanlar değil, insandaki korkaklık, samimiyetsizlik ve sorumluluktan kaçış olduğunu vurgular. İnsan kendini kandırdıkça hem bireysel hem toplumsal yozlaşma kaçınılmaz hale gelir. Romanda Macide gibi saf ve vicdanlı karakterlerin varlığı ise hâlâ umut olduğunu gösterir. Çünkü yazar, hakikati arayan az sayıda insanın bir araya gelmesiyle toplumun yeniden yükselebileceğine inanır.
Bu eser, 20 yaşında bir genç olarak bize şunu öğretir: Gerçek aydınlanma dışarıda değil, içimizde başlar. Unvanlar değil, vicdan; konuşmak değil, eylem; gösteriş değil, samimiyet insana değer kazandırır. Toplumun kurtuluşu da bireyin kendi içindeki şeytanı tanıyıp onu yenmesiyle mümkündür.
Bu durum senin neden bu bölümleri derinden hissettiğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Sabahattin Ali’nin eleştirdiği “münevver” tipi maalesef hâlâ karşımıza çıkıyor:
Bilgiyi insanı yüceltmek yerine, insanı aşağılamak için kullanan, kibriyle beslenen, insaniyetten uzak "bilmişler".
“Bu satırları okurken aklıma bizzat hayatımda karşılaştığım, unvanı büyük; fakat insanlığı küçük olan bir ‘münevver’ tip geldi. Sabahattin Ali’nin eleştirisinin bugün bile geçerli olması, eserin ne kadar hakiki bir yerden yazıldığını gösteriyor.”
Bir genç olarak, içe dönük farkındalık kazanmak isteyen, toplumdaki çürümenin kaynağını anlamaya