Yazarın daha önce bir kitabını okuyup beğenmiştim o yüzden bu kitabının da bu kadar övülmesi şaşırtmadı . Üslubu , sanki sohbet ediyor gibi oluşu , bizden oluşu , empat oluşu , topluma müthiş bir gözlem yeteneği oluşu aşırı samimi geliyor bana . Nitekim bu kitapta da yaşlıların gözünden dünyaya bakmayı , kendimizi onların yerine koymayı , korkularını , beklentilerini çok güzel anlatmış yazarımız . Annesiz ve yarı babasız büyümüş bir gençle evlatları olup evlatsızlık çeken yaşlıyı biraraya getirip iki pencereden aynı anda baktırarak hayatın çok içinden olan konulara değinmiş . Evlatken nasıl düşünüyor , anne baba olunca nasıl düşünüyor insan ,beklentiler ne yönde değişiyor , yalnız olmakla kimsesiz olmak aynı şey mi , başkasının kader yoluna müdahale edebilir miyiz , ya da bir anlaşmazlıkta tamamen tek taraf mı suçludur o kadar güzel ele almış ki …
En hoşuma giden : “ Ama biz o ihtimallerin hep çok güzel, en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk.” cümleleriydi .
Hep “ya hayatım şöyle olsaydı çok güzel olurdu , anne babam böyle olsaydı , şu olmasaydı” vs diye iyi ihtimalleri düşünüyor önyargı oluşturuyoruz . Halbuki bi o kadar da kötü ihtimal var hayatta …
Ve kitabı okurken şehirden ne kadar sıkıldığınızı ve sizin de Selime teyze gibi başınızı alıp doğayla iç içe bir hayatta dinlenmeye ihtiyacınız olduğunu fark ediyorsunuz :)
Çok tatlı , samimi , tonton bir teyze ile 3 gün sohbet edip kalkmış gibi hissediyorum . Ruhuma iyi geldi bu kitap …