Karamazovluk;
Şehvetli, akıcı, çıkarcı ve akıldan yoksun insanlarda bulunan özellik.
İki yıl gibi bir süreçte tamamlanan kitap, 1880 yılında yayımlanmış. Kitap yayımlandıktan 4 ay sonra da Dostoyevski vefat etmiş.
Bire bir aynı olmasa da kitap Dostoyevski’nin hayatıyla benzerlikler gösteriyor. Kitaptaki baba karakteri olan Fyodor’a kendi ismini, kitapta en küçük oğul olan Alyoşa’ya da üç yaşında vefat eden oğlunun ismini vermiş. Her karakteri hayatından, kişiliğinden yoğurmuş adeta.
Gerçek hayatta Dostoyevski’nin annesi, Dostoyevski çok küçükken vefat etmiş ve babası bir cinayete kurban gitmiş, aynı kitaptaki baba karakteri gibi. Alkole düşkünlüğü olan babasını çok sevmediği için onun ölmeni istemiş fakat babası öldükten sonra çok üzülerek hayatı boyunca vicdan azabı çekmiş.
Biraz da kitabı okurken hissettiklerimden bahsetmek istiyorum. Kitap tam bir aile dramıydı benim için. Birbirini hiç tanımayan, birbirinden ayrı büyüyen Kardeşler, baba sevgisi görmeden başkaları tarafından büyütülüyor. Alyoşa melek gibi bir çocukken, Dimitri serserinin teki oluyor. İvan okumuş, eğitimli görünse de arada kalmış bir çocuk.
Cinayetin betimlemesi ve mahkeme; bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Sanki kitap okuyormuşum gibi değil orda arka sıralarda oturmuş mahkemeyi izlemeye gitmişim gibiydi. Avukatın sanığı savunması, ancak bu kadar detaylandırılabilirdi ve savcının bunlara verdiği yanıtlar; ancak bu kadar güzel adalet kavramı sorgulatılabilirdi. Benim kitapta en etkilendiğim yerlerden biriydi.
Son olarak da kitabın son bölümünde Alyoşa’nın çocuklara verdiği mesajlar beni fazlasıyla etkiledi. Dostoyevski onlara ölmeden önce yazdığı bu son kitabında sanki çocuklara özellikle mesaj vermiş