Sonra gözyaşları başladı. Gözlerinde dolup kirpiklerinde parıldayan yaşlar, suya vuran güneş ışığı gibi parladı. “Eğer bir şeyi seviyorsan bırakırsın, geri gelirse senindir.” Başını iki yana salladı. “Sen asla geri gelmedin.”
Bize acı veren her şey kalbimizde kendine özgü bir delik açıyor ve dışarıda, bu boşluğu dolduracak mükemmel bir şeye sahip başka biri oluyor. Karşılığında biz de onlar için aynısını yapıyoruz. Ve birden her şey anlam kazanıyor. Her şey yerine oturuyor. Çünkü aslında terk edilmiyoruz. Hazırlanıyoruz.
İyi ve değerli parçalarım var mıydı, yoksa hepsini bir kenara atıp tamamen sıfırdan mı başlamalıydım? Peki eğer öyleyse, bunu yapmanın bir yolu var mıydı?
Hepimiz bir zamanlar olduğumuz insanların parçalarını taşımıyor muyduk? Şanslı ve ileri görüşlüysek, iyiyi nasıl ayıklayacağımızı öğrenebiliyorduk. Kötüyü, bize acıdan başka bir şey getirmeyen, işe yaramayan kısımları nasıl geride bırakacağımızı da zamanla anlıyorduk.